Nicholas Sparks’ın en-çok-satan romanına dayanan romantik dram “Nights in Rodanthe”, hayatı karmaşa içinde olduğu için Kuzey Carolina kıyılarında küçük bir kasaba olan Rodanthe’de inzivaya çekilen Adrienne Willis’i konu alıyor.
Adrienne yalnız kalmaya ihtiyaç duyar ve Rodanthe’ye sükunet bulmaya gelir. Genç kadının sıkıntılarının kaynağı kocası ve kızıdır.
O sırada Dr. Paul Flanner da kasabaya gelir. Onun amacı da kendi vicdan hesaplaşmasını yapmaktır.
Fırtına da yaklaşırken, bu ikili huzuru birbirlerinde ararlar..
Tür : Komedi
Gösterim Tarihi : 27 Haziran 2008
Yönetmen : Marc Gibaja
Senaryo : Marc Gibaja , Laurent Sarfati
Yapım : 2007, Fransa , 92 dk.
Oyuncular
Marie Gillain (Florence Baron) , Gilles Lellouche (Thomas Walkowic) , Laurent Ournac (Gros Bill) , Stéphanie Sokolinski (Lisa) , Philippe Lefebvre (Pascal)
Thomas ve Florence bir süpermarkette karşılaşırlar, fakat Thomas ilkokuldayken öptüğü ilk kız olan Florence’ı tanımaz. Thomas, kız arkadaşı tarafından terkedilen bir yazardır. Florence’ın ise evliliği dağılmıştır. İkisinin de düştüğü bu durum aralarındaki eski romantizmi yeniden hareketlendirir.
Fakat Thomas’ın, hayatın filmlerdeki gibi olmadığını anlaması uzun sürmeyecektir. Florence da aşkı başka yerlerde aramaya başlar ve hiç de başarılı olduğu söylenemez….
Daha önce 2 kısa film çekmiş ve bir TV dizisinde çalışmış olan yönetmen Marc Gibaja’nın ilk uzun metrajlı filmi bu sevimli romantik komedi…
Amerikalı bir gezi yazarı olan Pete, Avustralya’nın kuzeyi hakkında bir yazı hazırlamaktadır. Çıktığı nehir turu keyifli bir yolculukken, bölgede yaşayan timsahlardan birinin saldırısına uğramaları ile kabusa dönüşür. Tekneleri batan grup, küçük bir kara parçasına sığınır. Ancak nehrin suları gün batımı ile yükselmeye başlar. Timsah, sandıklarından çok büyüktür.
1979 yılında, Avustralya’da balıkçı teknelerine saldıran bir timsahın gerçek hikayesinden etkilenerek senaryoyu oluşturan Yönetmen Greg McLean’ın, Avustralya’nın Jaws’ı olarak değerlendirdiği film, hem gerilim dolu, hem sürükleyici hem de korkunç…
Rus yönetmen Bekmambetov’un son projesi Wanted’ta, McAvoy babasının kiralık katil olduğunu öğrenen ve onun izinden gitmeye karar veren heyecanlı bir genç olan Wes’i, Jolie ve Freeman ise oğlana mesleğin inceliklerini öğretecek olan Fox ve Sloan adlı deneyimli katilleri canlandırıyor.
Hayatında oldukça başarısız olan ve bu döngüyü kırmak isteyen Wes, Fox’u tanıdığı günden itibaren bakış açısını değiştirerek benliğinin içinde sinsi sinsi dolaşan kızgın ve öfkeli kurdu serbest bırakır. Eğitimli bir suikastçı olmaksa elbette kolay değildir.
Mark Millar’ın grafik romanından uyarlanan filmin, romandan oldukça farklı olduğu söyleniyor. Wanted’ın bir özelliği de, büyük ilgi toplayan Red One digital kameranın kullanıldığı ilk film olması.
Fransız polis teşkilâtı, hapishaneden yeni kaçmış meşhur gangster Gu’nun peşindedir. Gu’nun, ülkeyi terk etmeden önce para bulmak için son bir iş yapması gerekmektedir. Başarılı da olur, fakat polislerin plânları sonucunda kendi suç ortakları onu bir hain gibi görürler. Gu arkadaşlarının gözünde şerefini temizlemek için ne gerekiyorsa yapacaktır.
Fransız başkanlık seçimlerinde muhafazakar ve aşırı sağcı taraf karşı karşıya gelir. Yöre halkı iyice hareketlenir. Varoşlarda ayaklanma çıkmış, her köşede alevler yükselmektedir. Kent merkezindeki kargaşa ortamından yararlanmak isteyen küçük çaplı bir hırsız çetesi, büyük bir soygun hazırlığındadır. Başarılı oldukları takdirde ülke dışına kaçacak ve çetenin kadın üyesinin çocuğunu aldırabilmesi için gereken parayı elde edeceklerdir.
Ancak soygun sırasında işler kötü gider ve grup bölünür. Polisten kaçmaya çalışan bazı çete üyeleri, Lüksemburg sınırı yakınında ıssız, köhne bir pansiyona saklanırlar. Soyguncular kaba saba görünümlü otel sahiplerinin, eski bir Nazi olduğundan habersizdirler. Pansiyon sahibi kendi ari ırklarından oluşan yeni dünya düzeni kurmak için, faşist fantezilerini bu kişiler üzerinde gerçeğe dönüştürmek için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Ancak beyaz ırkçıların dışarıda bu hayallerini uygulama şansı olmamaları sahibi oldukları otelde çeşit çeşit sapıklık ve yozlaşmayla dolu ürkütücü bir atmosfer yaratmalarına yol açmıştır….
Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terrorist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virus mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? … ve nasıl?
Son aylarda Holywood’da moda olan, “filmleri tiye alma” gelenegini sürdüren bir film. Batman Begins’den Fantastic Four’a kadar bu çeşit tüm filmleri tiye alan bir komedi.
Oyuncular arasında Pamela Anderson’ın olması da ilgi çekici bir durum.
Ben Campbell, okul masraflarını ödemek için paraya ihtiyacı olan bir öğrencidir. Okulun en yetenekli öğrencilerinden her hafta sonu sahte kimliklerle Vegas’a giden, 21 oyununda durumu kendi lehlerine çeviren bir gruba girer. Matematik profesörü ve istatistik dahisi Micky Rosa’nın önderliğinde, şifreyi kırarlar. Artık kumarhaneleri soyup soğana çevirebileceklerdir.
Narnia’nın büyülü dünyasında zaman bizim dünyamızdan daha hızlı akmaktadır.
Bu yüzden İngiltere’deki tren istasyonundan hareket eden Pevensey kardeşler (Peter, Susan, Edmund ve Lucy) kendilerini bir sonraki durak olan Büyücü Kral Mirax’ın hüküm sürdüğü adada bulurlar.
Şeytani ruhlu bu acımasız kralı devirebilmek, Narnia’nın eski güzel günlerini geri getirebilmek için adanın genç prensi Caspian ve güçlü Aslan’la ittifak yaparlar. (more…)
Filmin konusu, ünlü dizinin HBO TV’deki bitişinden dört yıl sonrasında başlıyor. Carrie Bradshaw, en son Big ile sağlam ve kalıcı bir ilişki kurmak üzeredir. Bu ilişkinin ilk başladığından beri 10 yıl geçmiştir. Artık çıtalar daha yüksektir. Daha çok güven ve potansiyel vardır. Bu nedenle uzun metrajlı filmde zaten var olanın üzerine çok sürprizli yeni gelişmeler eklenir.
Pacino’nun F.B.I için çalışan bir adli psikiyatri dalında Jack Gramm adlı bir üniversite profesörünü canlandırdığı filmde olaylar onun yakalanma sonrası tutuklanmasını sağladığı Jon Forster adlı bir seri katil ekseninde gelişir. Mahkumun idamına az bir süre kala derslerine de devam etmektedir. Asistanları ve öğrencileri ile dersler dışında da gece yaşantısı bulunması , kimilerini kıskandırmaktadır. Bu arada seri katilin cinayetlerine benzer bir cinayet daha işlenir. Bu cinayet araştırıldığı sırada Gramm’e 88 dakika içinde öleceğine dair gizemli bir telefon gelir. Önce şaşkınlık yaşayan Gramm, işlenen cinayetin bir gece önce gördüğü öğrencilerinden biri olduğunu öğrenince panik yaşamaya başlar. Çevresindeki öğrencileri tek tek düşünerek olayla ilişkilendirmeye çalışır. Bu esnada yanında olan asistanı ve arkadaşı Kim’den bile şüphelenmeye başlar. Zira onun eski erkek arkadaşı bir süre önce Jon Forster ile beraber cezaevinde yatmıştır. Ancak Kim ile evindeyken kapıya gelen erkek arkadaşı da bir başkasınca öldürülür. Bir süre yaşanan kaçış esnasında süre geçmekte ve Gramm’e çalıştığı yerden ve üniversitedeki kişilerden olayla ilgili olduklarını anlatan telefonlar gelmektedir. Gramm’in kız kardeşi yıllar önce tutuklatamadığı bir başka seri katil tarafından işkence ile 88 dakika içersinde öldürülmüş ve bu olayda sorumluluğu olduğu düşünmektedir. Bunu Kim’e anlatır ancak bunu başka birinin bilmesine olanak olanak olmadığını düşünür. Ofisine birinin girip gizli belgelerini ele geçiren biri olduğunu düşünür ve bu tehditi yapanın ofisten biri olduğuna kanaat getirir. Ancak bir yandan da olayın Forster ile bağlantısını düşünmektedir. Nihayetinde öğrencilerinden birinin aynı zamanda Forster’ın avukatlarından biri olduğunu keşfeder. Bu arada katil rehinelerini ele geçirmiş ve Gramm’le hesaplaşmak üzere onu çağırmışdır. 88 dakikanın son saniyelerinde devreye giren F.B.I dedektifi ile mutlu sona ulaşılır.
New York’ta oturan Nora Wilder aşk ve ilişkilere kuşkulu bir gözde bakmakta ve arkadaşı Audrey’nin “mükemmel evliliği” gibi düzgün bir ilişki için ne yapması gerektiğini düşünüp durmaktadır. Annesinin ona her fırsatta yalnız olduğunu hatırlatması Nora’nın işini pek kolaylaştırmaz. Felâketle sonuçlanan rastgele bazı buluşmalar sonrasında Julien adında, hayata aşık, aklı bir karış havada bir Fransız ile tanışır
Bu iki kız kardeşin arasına giren tek birşey var: Bir Kraliyet! Bir krala duyulan aşk, iki kardeşi ancak bu kadar birbirinden ayırabilirdi. Kadınların kaderini babalarının belirlediği bir dönemde iki kız kardeşten biri kurallara uyarken bir diğeri boyun eğmedi. İstediğiniz herşeye sahip olmak için tek yapmanız gereken en çok sevdiğiniz kardeşinize ihanet etmek olsa napardınız?
Tür : Macera / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 23 Mayıs 2008
Yönetmen : Steven Spielberg
Senaryo : Jeff Nathanson , David Koepp , George Lucas (Kitap) , Jeff Nathanson (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Janusz Kaminski
Müzik : John Williams
Yapım : 2008, ABD
Oyuncular
Harrison Ford (Indiana Jones) , Karen Allen (Marion Ravenwood) , Cate Blanchett (Ajan Irina Spalko) , Shia LaBeouf (Mutt Williams) , John Hurt (Abner Ravenwood) , Ray Winstone (Mac) , Jim Broadbent (Yale Profesörü)
125 milyon dolar bütçeli “Indiana Jones 4”ün Mayıs 2008’de gösterime girmesi planlandı.
Steven Spielberg “Indiana Jones 4”ün çekileceği Hawaii’de geçtiğimiz yıllarda, aralarında “Raiders of the Lost Ark”, “Jurassic Park”, “The Lost World: Jurassic Park” ve “Jurassic Park III” gibi filmlerinin çekimlerini de gerçekleştirmişti.